07.12.2013
1)Yazmak sence ne? İnsan neden yazar? Sen neden yazıyorsun? Yazmak bence dünyaya veyahut yaşama bir iade-i ziyarettir, yahut ben böyle düşünmekteyim. İnsan neden yazar, bana kalırsa bir çok başka sebebi de olabileceği gibi, yazma eylemi insan olmaya doğru atılmış nice eylemden biridir, insan olmak için yazar benim sevdiğim yazarlar. İnsan doğduğumuz değil olduğumuz, olma ihtimalimizin olduğu, zaman zaman olduğumuz, zaman zaman kaydığımız bir oluş halidir ve bu hale eyleyerek yaklaşır yahut uzaklaşır veya bazen ondan düşer ya da düşürülürüz. Ben de insan olmaya çalışıyorum, hiç olmadı kalmaya, kısmen de olsa kendimi insanlığın arafında tutmaya çalıştığım için yazıyorum. Yani zorunda olduğum, mecbur olduğum için yazıyorum. Her iki kitabım da zorunluluktan yazılmış, yazmak zorunda olduğum için yazdığım ve yazılmış kitaplar. Okumanın da böyle bir eylem olduğunu eklememe gerek yok sanırım. 2)Yazının yaşamın içindeki yeri ne? İnsan neleri yazar? Sözün, kelimenin gözden de kulaktan da düştüğünü hep düşmüş olduğunu, beşerin tarihine baktığımızda görüyor ve bugün içinde olduğumuz yaşamda da her an deneyimliyoruz. Kocaman ve güzel hayatın içinde yazı çok şey ifade etmeyebilir çünkü o güzel hayatı okumaya başladığımızda, okuyabildiğimizde belki insanın tarihi başlamış olacak ve de tarih olmayacak. Ancak “yaşam” dar ve yazma eylemi onu genişletmek ve temizlemek için bir hamle, bu kusurlu, miyop, hipermetrop, astigmat olan gözümüzle yaptığımız. Yaşam dediğimiz bu kusurlu pratikler bütününü kusurlu gözlerle temizlemeye çalışmaktır yazmak. Hayat için hiçbir şey ama yaşam için değerli bir çaba. Sonunda belki bir bahçeye çıkacak ve okumayı öğrenmiş olarak “hayatın kollarında” akacağız, kimbilir. Yazmayacağız o vakit, hayatın defterinden gözümüzü alamayacağız, onu okudukça çoğalacağız. Homo sapiens her şeyi yazabilir, yazmayı isteyebilir, deneyebilir. Yapıyor da. 3)Yaşamda iyiler ve kötüler var. Hepsi mutlak “iyi” ya da “kötü” değil belki ama sen hangisini yazmayı yeğliyorsun. İyilik hakkında henüz yazmadım, her iki kitabım da kötülük hakkında, karanlık hakkında ve rezalet hakkında. 4)Romanının adı “soğuk ses”... neden “ses”, neden “soğuk ses”? Romanın adı, Soğuk Ses, çünkü “soğuk” yokluğun karakteridir, yokluk soğuktur, hayatın olmadığı yerdir. Hayatın dondurulduğu veyahut varlığın olmadığı, askıya alındığı yer soğuktur. Soğuk Ses, duyulmayan sestir. Ses, çünkü tutsakların elindeki tek hamledir yaşama. En beter kabuslarda sesinizin çıkamayacağını bilseniz de bağırırsınız, demek ki sesin bir kıymeti olduğuna inanıyoruz? 5)“Kadın sesi”nin bir farklılığı var mı sence? kadınların duydukları, hissettikleri sesler daha farklı mı? Neden farkı var mı deyip, devam etmek istiyorum. Klişeden, normdan, sığlıktan, dogmadan farklı olma olasılığı, başka sesler duyduğu, başka yerlerde yaşadığı için daha yüksektir bence. Dışarıda kadri bilinen bunca sesin kadınlardan çalınmamış olduğunu nerden biliyoruz ki? 6)“Soğuk Ses”in bir değil birçok derdi var. yaşamda herkesin yaşadığı, karşılaştığı dertler. ama aslında o dertler bir kişinin kendiyle derdine dönüşmüş. yazdığın dertler aynı zamanda kişisel dertlerin mi? Soğuk Ses dertle yazılmış bir kitap, çok büyük bir dertle, kitaptaki her hikaye gündelik hayattan ve gazetelerden alınmıştır tek birini dahi ben kurmadım. Hepsi benim derdim. Hepsi “sebzeci arifenin” “barcı kerimenin” “kapıcı latifenin” “temizlikçi neşenin” “tavuk adaletin” “doktor nezaketin” ve “reşya ışığın” derdi. Ben bir kadınım, erkekler bana bunu belletti, sen bir kadınsın, yeryüzünü baştanbaşa yürüyorum, adım Pippa Bacca ve Kenya’dan Türkiye’ye, Türkiye’den Amerika’ya her yerde tecavüze uğruyor ve öldürülüyorum. Ben çocukluğu kafeslenmiş bir katilim. Derdim dünyada dolaşıyor ve sahibini arıyor. Bunlar kişisel mi? 7)Romanının sonunda attığın tarih 7 yıl gibi aslında uzun bir zaman dilimini kapsıyor. roman gerçekten yedi yılda mı yazıldı? bu yedi yıl romanda neleri değiştirdi? nasıl yazıyorsun? romanın yazım sürecinden de söz eder misin? Yayınevlerine gönderdiğim ilk metin iki yılda günde ondört saat yani tüm gün çalışarak yazdığım bir metindi, ağır bir mesaiydi. İki buçuk ya da üç yıl yayıncı aradım, çok bezdirici ve sıkıntılı bir süreçti ve ama öğreticiydi. Sonra Pan Yayıncılık bir vaha gibi çıktı karşıma. Ve ama metnin yeniden elden geçmesi gerekiyordu; Işık Abla telefon ederek bunu söylediğinde duymak istediğim şeyin bu olduğunu ama bunu söyleyecek kişiyi aradığımı söyledim. O benim işte dedi. Tekrar çalıştım, bazen yapmak istemedim, içimden gelmedi, metnin dengesi değişti, yeni bölümler yazdım ve bu süreçte iki sene galiba. Hepsi evet yedi yıl. Nasıl kısmı öyle zor ki, anlatmam mümkün değil. Her iki kitabım da sanki içim deşilerek çıkarılmış metinler, borçlarımdı onlar, ödemek için elimden geleni yaptım, hakkı yenmiş olanlar için ikisi de. Durup karanlığa bakmak, içinde ışıksız kalmak, yolsuz kalmak veya ona cılız bir ışıkla bakmak çok zor. Baktım işte, hepsi bu. 8)Bir de profesyonel bir mesleğin var: eczacısın. İlaçlarla uğraşmak, insanların derdine deva bulmak ya da vermek, yazarken de bir koşullandırmaya yol açıyor mu? aslında romanda bir “öneri” bir çözüm yok anlattığın dertler konusunda. bunu yaparken mesleki alışkanlıklar, tutum ve davranışlar etkiledi mi? Eczaneme gelen insanların yüzde doksanından daha fazlası mutsuz ve birinin onları dinlemesine şiddetle ihtiyaçları var. Ben de bir dokunup bin ah işitiyorum. O kısa dokunuşların nasıl acayip yol alışlar yarattığını görmek hem yorucu ve sevindirici hem de memleketin yoksulluğuna her an tanıklık etmek zor. İçimden sıcak bir ses çıkamayacak olduğunda kimseye bakmamaya çalışıyorum. Ve aslında kitapta altı çizilmiş öneriler veya kesin bir reçete olmadığını düşünseniz de – ki ben görece olduğunu düşünmekteyim- tanıların açık olduğunu okur görecektir. Yuvaya, gerçekten hepimizin olan bir yuvaya giden kısa bir yol yok ve az veya çok hepimiz hastayız. 9)“Soğuk ses”in bir tür “kara kitap”, ya da “kara roman” gibi de okunabileceğini hissettim düşünürken. sence de öyle mi? Bu soruyu cevaplamadan önce teşekkür etmek istiyorum, kar beyrut kar’ı okuduktan sonra arayıp düşüncelerini paylaşman hoş bir sürprizdi ve motive ediciydi. Evet, “soğuk ses”, derdi, biçimi, dili, tonu ve kehanetiyle bir kara kitap sanırım. 10)Son sorum doğrudan benim ilgi alanımla ilgili: romanın başına rilke’nin “cüzzamlının şarkısı”nı koymuşsun. bu ilgi ya da çağrışım neden? mavi neşe için “cüzzam” ne? “cüzzamlı” kim? Sayın Ahmet Cemal’e ve tüm diğer çevirmenlere o harika şiirleri bize armağan ettikleri için şükran doluyum. Cüzzamlının Şarkısı’nı okumamış olsam çok yoksul olacaktım. O şiirin kitabın “ev” bölümünün epigrafı olacağı daha en baştan belliydi. O şiir tek başına çok uzun bir tarihi ve oluş halini tarihin yazmadığı bir şekilde duyuruyor. Kaynak: https://bianet.org/yazi/resya-ve-ronya-nin-romani-soguk-ses-151858